90’lar Çalınca Neden İçimiz Cız Ediyor?
Geçen gün tesadüfen kulağıma çalınan eski bir şarkıyla duraksadım. Hani şu
çocukluğumuzda radyolardan, kasetlerden ezberlediğimiz, melodisini duyar
duymaz bizi anında 20 yıl öncesine fırlatan parçalardan biri. Şarkı çalarken
sadece ritme eşlik etmiyordum; bir anlığına o günkü odama, sokaktaki o ilkbahar
kokusuna ve teybimizin kaset sarma sesine geri döndüm. O an fark ettim ki,
mesele sadece güzel bir melodi dinlemek değilmiş. Mesele, o müziğin arkasına
gizlenmiş ve bir daha geri gelmeyecek olan o katıksız hafiflik hissiymiş.
Masa başından bakınca insan düşünmeden edemiyor: Neden sürekli 90’ların
şarkılarına, 2000’lerin başındaki mahalle dizilerine ya da tozlu albüm sayfalarına
kaçmak istiyoruz? Zaman gerçekten o zamanlar daha mı adildi, yoksa biz mi
sadece büyümek istemiyorduk? Günün her anında ekranlardan üzerimize yağan
bildirim bombardımanına tutulmadığımız, bir arkadaşımıza ulaşmak için
kapısının ziline basıp "Aşağı iniyor musun?" diye bağırmak zorunda olduğumuz o
"yavaş" günleri özlemek çok insani. Çünkü bugünün sınır tanımayan imkânları ve
hızı arasında, her şey elimizin altındayken bile zihnimizin bir köşesinde bir
şeylerin eksik kaldığını hissediyoruz.
İşin aslı, nostalji dediğimiz şey modern hayatın koşturmacası arasında
sığındığımız en güvenli liman. Şimdiki zamanın bitmek bilmeyen belirsizliğinden,
yetişkinliğin omuzlarımıza bindirdiği "her şeye yetişme" sorumluluğundan
yoruldukça, sonunu bildiğimiz o eski günlere kaçıyoruz. Geçmişin ne getireceğini
biliyoruz; sonu belli, sürprizsiz ve tanıdık. Oysa bugün, ekranı her
kaydırdığımızda karşımıza çıkan yeni bir kaygı ve hesap yapma zorunluluğu
demek.
Belki de aslında özlediğimiz şey takvimdeki o yılların kendisi değil, o yıllardaki
halimizdir. Dünyanın bu kadar karmaşık ve hızlı olmadığını zanneden, yarının
krizlerini değil sadece akşamki oyunun planını yapan o çocuk halimiz... Sokakta
hava kararana kadar koşturup eve girdiğimizde, dünyanın bütün derdini kapının
dışında bırakabildiğimiz o samimiyet.
Yine de arada bir o nostalji limanına uğramakta, eski bir kaset kapağıyla ya da
unutulmuş bir dizi jeneriğiyle geçmişe el sallamakta hiçbir sakınca yok. Yeter ki o
güzelim anılara sığınırken, bugün yaşadığımız sıradan anların da yarının nostaljisi
olduğunu gözden kaçırmayalım.
