Ferhan BAŞAR
Ferhan BAŞAR
Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Bir Sabah, Aniden

07 Eyl 2026, 09:47 · 235 okunma

— ✦ —

Nabzını dinlemiş miydin, sormuştuk. İşte belki de bu yüzden anlatmalıyız — dinlemediğinde neler olabileceğini.

Her şey yolundaydı.

Sonra değildi.

— ✦ —

Sabah erken uyandı. Her zamanki gibi. Ama bir şey vardı — adı olmayan bir ağırlık, boğazda, ya da göğüste, tam olarak neredeyse belirsiz.

Yutkundu. Geçti sandı.

Geçmedi.

Pencereye baktı. Gün her zamanki gibi doğuyordu, hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyordu dışarıda. Ama içeride, bedeninde, bir şey zaten kararını vermişti.

Kahvaltıya oturdu. İştah yoktu. Bir şeyler zorlanarak yendi.

Kalktı. Baş dönmesi.

Oturdu tekrar.

Belki dün gece geç yatmıştı, diye düşündü. Belki iş yorgunluğuydu. Belki hava değişimiydi. İnsan, bedeninin ilk sözünü genelde böyle karşılar — bir bahaneyle, bir erteleme ile.

Bu ana kadar hiçbir şey “hastalık” değildi henüz. Sadece küçük sinyaller — ölçünün, sessizce, bir yerlerden kaymaya başladığı anlar. Fıtrat konuşuyordu ama kimse dinlemiyordu.

Belki haftalardır böyleydi aslında. Geç yatılan geceler, atlanmış öğünler, biriken bir yorgunluk — hiçbiri tek başına bir şey değildi. Ama hepsi birlikte, sessizce, bir yükü taşımıştı. Bu sabaha kadar.

— ✦ —

Öğleye doğru ateş bastı. Alın sıcak, eller soğuk. Tuhaf bir tezat — bir yanı yanıyor, bir yanı üşüyor.

Terlemeye başladı. Sonra titremeye. Beden, sanki iki ayrı kararı aynı anda vermiş gibiydi — biri ısınmak istiyordu, biri soğumak.

Nabza dokunsa şimdi, ne bulurdu? Hızlı, güçlü, taşkın bir vuruş — sıcak bir hıltın, aniden yükselen bir dem ya da safranın sesi. Kadim tabip elini uzatsa, uzun konuşmadan anlardı: denge kaymış, hem de hızla.

Ama kimse dokunmadı o an. Herkes, “geçer” demeyi tercih etti — kendisi dahil.

Öksürük başladı. Kuru, ısrarcı, uykuyu bölen bir öksürük. Sonra boğazda bir acı — yutkunmak bile zorlaştı.

Su içmeye kalktı. Az içti. Yeterli değildi belki, ama o anda fark edemedi bunu — beden zaten pek çok cephede birden savaşıyordu, susuzluğun sesi diğerlerinin arasında kayboldu.

Sonra o tanıdık, ağır yorgunluk geldi — yatağa çeken, kalkmaya izin vermeyen. Kollar ağırlaştı. Gözkapakları ağırlaştı.

Yatağa uzandı.

Sessizlik.

— ✦ —

Gözlerini tavana dikti. Ateş hâlâ oradaydı, ama şimdi bir de düşünce başlamıştı: ne oldu da böyle oldu?

Telaş yoktu bu soruda — sadece bir geri sarma, sakin bir bakış.

Üç gün önce neydi? Geç bir toplantı, eve geç dönüş, uykuya geç dalış. İki gün önce? Öğle yemeğini atlamıştı, akşama kadar sadece kahve. Dün? Soğuk bir rüzgârda uzun süre beklemişti, ince bir montla.

Hiçbiri tek başına bir şey değildi. Ama üst üste binmişlerdi, sessizce, bir haftadır. Ve bu sabah, hepsi birden hesap sormuştu.

Ölçü kaymıştı — yavaşça, fark ettirmeden, ta ki bugüne kadar.

— ✦ —

Ateşe elini götürdü. Hâlâ yüksekti. Belki de yükseliyordu.

Burada durup kendine bir soru sordu: bu, birkaç gün içinde kendiliğinden geçecek bir şey miydi, yoksa ciddi bir şey miydi?

Kadim gelenek de bu ayrımı hep önemsemiştir. Her ateş aynı değildir — bazısı bedenin kendi mücadelesidir, birkaç günde söner. Bazısı ise bir şeyin ciddi biçimde bozulduğunun işaretidir; nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, düşmeyen yüksek ateş, şiddetli ağrı gibi belirtiler eşlik ettiğinde, bu ayrım artık açıktır — beklemek, bir seçenek olmaktan çıkar.

Kendine baktı: ateş yüksekti ama nefesi düzgündü, bilinci açıktı, sadece yorgun ve titrekti. Belki de bekleyip gözlemleyebilirdi biraz — ama tam da bu yüzden karar vermeden önce durup düşündü, aceleyle de olsa dikkatle.

Köy uzaktı, en yakın doktor saatler ötedeydi. Ayırt ettiği şey ciddiyse, mesafe fark etmezdi — o zaman elindeki her imkânla, en kısa yoldan yardım aranırdı, hiç tereddütsüz.

Ama gözlemlenebilir bir durumdaysa, o zaman mesele değişirdi: bekleyerek, izleyerek, gerektiğinde yeniden değerlendirerek ilerlenirdi. Bir bez, soğuk suyla ıslatılıp alnına kondu. Bol su, yudum yudum içildi.

Karar, mesafeye göre değil, durumun ciddiyetine göre verilir — uzakta olan da, yakında olan da, önce aynı soruyu sorar: bu geçici mi, yoksa şimdi mi?

— ✦ —

Sonra kalktı, zorlanarak, ılık bir duşa girdi. Ne sıcak, ne soğuk — bedenin kendi ısısına yakın, nazik bir su. Ateş düşsün diye aceleyle soğuk suya koşmadı; beden zaten yeterince savaşıyordu, ona bir de soğuk şokuyla yük bindirmek istemedi.

Duştan çıkınca, bir an için kendini daha iyi hissetti. Neredeyse “geçti” diyecekti.

Ama geçmemişti. Sadece bir anlığına hafiflemişti.

Burada durup düşündü — neden bu kadar çabuk “iyileştim” demek istiyordu?

Çünkü insan, bir anda bozulan bir şeyin, bir anda düzeleceğini sanır. Sanki hastalık tek bir düğmeye basılmış gibi gelir, tek bir düğmeye basılınca da gider.

Oysa değildi. Bu ateş, tek bir yerden gelen tek bir uyarı değildi — üç gündür biriken bir yorgunluğun, atlanmış öğünlerin, soğukta beklemenin, kaçırılmış uykuların toplamıydı. Bir birikimdi. Ve birikim, bir duşla, bir bardak suyla, bir gecede boşalmazdı.

Beden bir anda bozulmaz — yavaşça kayar. Bu yüzden bir anda da düzelmez, yavaşça toparlanır.

— ✦ —

Bunu anlayınca, aceleci beklenti bir kenara bırakıldı. Ilık duş bir rahatlama sağlamıştı, evet — ama bir çözüm değil, bir eşlikti. Asıl iş, saatler, belki günler içinde, sabırla ilerleyecekti.

Nabza dokundu yeniden. Hâlâ hızlıydı ama saatler geçtikçe biraz yumuşamıştı. Bu, izlemeye devam etmenin bir işaretiydi — ama kötüleşseydi, karar hemen değişecekti.

Belki de asıl mesele budur: kadim bakış ile modern yardım, birbirinin yerine geçmez — birlikte yürür. Ama ikisi de aynı ilk adımla başlar: durumu aceleyle değil, dikkatle ayırt etmek. Ve aynı sabırla devam eder: hızlı bir düzelme beklemeden, birikimin çözülmesine zaman tanımak.

— ✦ —

Peki sen, son hastalandığında, “hemen geçsin” diye acele mi ettin, yoksa bunun bir birikim olduğunu görüp sabrettin mi?

— Ferhanca

 

Kaynaklar: Bu yazıda anlatılan sahne, kadim tıp geleneğinin hastalık, hılt ve nabız üzerine önceki yazılarda aktarılan çerçevesinin kurgusal bir anlatımıdır; belirli bir tıbbi vakayı tarif etmez. Ateş yönetiminde ılık su tercih edilmesi genel bir bakım bilgisidir; nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, düşmeyen yüksek ateş veya şiddetli belirtilerde vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetlerine (112) başvurulmalıdır.

Ferhan BAŞAR
Yazar Hakkında
Ferhan BAŞAR Köşe Yazarı Tüm 9 Yazısını Gör