HİKMET NEDİR?
Hükmetmek, yani Hâkim olmak, Hikmetli olmak, Allah’a yönelmek, önce kendini sonra başkalarını düzeltmek, hakka hakikate dönmek, insanlığın cehaletini vahiyle gidermek, tövbe etmek, işlerini güzel ve sağlam şekilde yapmak, adaletle ve ilimle yol almak. Bildiği ilimle amel etmek, Allah’a ve Resulüne itaat etmek, nübüvvet sahibi olmak, Allah korkusu ile hareket etmek, işlerde ve sözlerde isabet etmek, akıllı olmak, tavrını haktan yana almak, ön yargısız davranmak gibi birçok manalara gelmektedir. Bir başka ifadeyle, “Hikmet: Din konusunda derin bilgi, sahih inanç, akıl, yerinde ve doğru konuşma, isabetli görüş ve davranıştır.” (1)
Nesefi’ye göre Hikmet; “söylediği gibi, hem sözde hem de amelde isabetli davranmaktır.” İbni Kesir’e göre Hikmet; “kavrayış, ilim ve yerli yerince işleri çekip çevirmek demektir.”(2)
Mücahit, Hikmet konusunda şöyle der: “Akıl ve derin bilgi, isabetli söz söylemektir. Hakka uygun konuşmaktır.”(3)
İmam Ragıp, Hikmet konusunda şöyle demiştir: “Hikmet: İlim ve ibadette (harekette) hakka isabet etmektir. Allah’tan olan Hikmet, eşyayı tanımak ve en sağlam şekilde onları meydana getirmektir. İnsandan kaynaklanan Hikmet ise varlıkları olduğu gibi tanımak ve hayır işlemek, yani Salih amellerdir.”
İmamı Gazali ise şöyle demiştir; “Her şeyi bilip de (yaratan, yaşatan ve sayısız nimetler veren) Allah’ı (c.c) tanımayan Hikmet sahibi olarak adlandırılmayı hak etmemiştir. Çünkü o kişi, en yüce ve en üstün varlığı tanımamıştır. Hikmet: İlimlerin en yücesidir. İlmin yüceliği ise bilinenin yüceliği ölçüsündedir ki Allah’tan (c.c) daha yüce kimse yoktur. Allah’ı tanıyan kimse ilimlerde az, dili zayıf ve ifadesi kıt bile olsa o kişi Hikmet sahibidir. Çünkü o, hemen elde edilecek faydaları gözetme yerine sonuçta fayda vereni gözetir. İşte asıl hikmet, budur.” (4)
İşte nasıl ki peygamberlik, kulun çalışıp kazanması ile elde edilen bir bilgi değildir, aksine Allah’ın (c.c) lütfudur, dilediğine verir. Hikmette aynı öyledir, Allah’ın (c.c) Hâkim kimselere bir ikramıdır ve o da kulun çalışması ile elde edilemez. Hikmet, kazançla değil lütufla ilgili bir nimettir.
Ancak Allah’ın buyruklarını yaparak, peygamberlerin kutlu yolunu takip ederek, iman ve Salih amellerle kul, Cenabı Hakkın rızasını kazanabilir. Hikmet sahibi kimse ve Salih kimselerle olarak anılabilir. Çünkü kalp, vahyin indiği yer olduğu gibi Hikmetin de indiği yerdir. Nitekim Cenabı Hak, “Hikmeti dilediğine verir, kendisine hikmet verilen kişi de kendisine pek çok hayır verilen kişidir.” (Bakara 2/269)
Öte yandan ilim ehli Hikmeti üçe ayırır. Bunlar:
1-Kur’an’ın hakikatlerinden ibaret olan KUR’AN HİKMETİ
2-Bilgiden ibaret olan İMAN NİMETİ
3-İşlerde hakkın sanat ve inceliklerini öğreten BURHAN NİMETİ.
Hz. Ali Efendimize göre, Hikmetin kaynağı olan kalbin korunması gerekmektedir. Buyurur ki: “Bu kalpleri dinlendirin ve onlar için güzel sözler arayınız. Çünkü kalpler bedenlerin yorulduğu gibi yorulur.” Hikmet erbabı ise Hikmet konusunda şöyle demiştir: Bedenlerin azığı içecekler ve yiyecekler, aklın azığı ise Hikmet ve ilimdir. Kula verilen en üstün şey, dünyada Hikmet, ahirette ise rahmettir. Beden için güzel koku ne ise ahlak içinde Hikmet de odur. Hüseyin Bin Mansur ise Hikmet için, “Hikmet, oklar, müminlerin kalpleri ise o okların hedefleridir,” buyrulmuştur.” Yine tasavvuf büyükleri, Hikmetin ilhamla vesveseyi birbirinden ayıran bir nur olarak nitelemişlerdir. Bu nur kalpte düşüncede ibaret oluşudur. Hikmetli sözler kitabımda yer verdiğim Peygamber Efendimizin şu veciz hadisi çok hoş ve çok manidardır. “Hikmetli sözlerden bir söz, ne hoş bir hediyedir.”(5)
Ayeti kerimeye dönersek, Rabbimiz, Lokman’a Hikmet verdiğini hatırlatarak verilen bu Hikmete karşı şükür beklediğini arz etmiştir. Allah, şükredilecek yegâne mercidir. Verilen nimetler, iman, ahlak, Hikmet, ibadet ve itaatler şükretmeyi gerektirir. Bu Hikmet sahibi, bahşedilen parlak Zekâ, basiretle kendisine verilen nimetleri düşünerek şükrederek ibadet ve itaatin yolunu seçebilmelidir. Zira “Hikmetin amacı, insanın Rabbine dönebilmesi, nankörlükten uzaklaşıp, Rabbinin huzurunda itaat ve şükran tavrını benimseyebilmesidir.” (6)
Aksi halde ne kadar âlim olursa olsun kişiyi imana, İslam’a ibadet ve kulluğa götürmeyen bilgi Hikmet barındırmaz ve kişiye yarar sağlayamaz. Şeytanın çok bilgili olduğu halde bir yere varamadığı gibi. Birçok ulemadan Hikmetin tarifine değindikten sonra kendi penceremden bazı Hikmet anlayışlarına değinmekte fayda görüyorum. Hikmet denilince benim aklıma, sadece Lokman ya da Evliya’dan bazı zatlar değil bir anlayış aklıma geliyor. Muazzam, müthiş bir bakışla ahireti gözeten, kul haklarına son derece saygılı, Allah’ın hakkını her an düşünen bir anlayış bu. Bu güzel anlayış bazen ulemadan ilimle, bazen bu anlayış tasavvuf erbabından ilhamla, bazen bir şairin mısralarında olabilmektedir. Bazen de aklıma zamanımızdaki ilim okumamış, Kur’an’a, hadislere vakıf olmamış fakat derinlemesine hak ve merhameti savunan ve yaşantılarında Hikmeti kuşananlar insanlar geliyor. Bu kişilerin yaşantısındaki Hikmet ve zerafet insanı hayretlere düşürüyor. Merhum Abdürrahim Karakoç’un bir şiiri tamda burada Hikmetin bir kapısını aralıyor bize. Hikmet, incitmemek olsa gerek. ‘’Gölgesinde otur amma, Yaprak senden incinmesin. Temizlen de gir mezara, Toprak senden incinmesin. Yollar uzun, yollar ince, Yol kısalır aşk gelince, Yat kurban ol İsmail’ce, Bıçak senden incinmesin. Buradayım de ararlarsa, Doğru söyle sorarlarsa, Tabutuna sararlarsa, Bayrak senden incinmesin.’’
Bir kaç misal daha verelim. Mesela benim merhum ümmi olan dedem, ben yanına geldiğimde ayağa kalkıyor ve nezaketle hürmet gösteriyordu. Nedenini sorduğumda diyordu ki sen Kur’an biliyor ve Kur’an öğretiyorsun, Peygamber makamındasın, imam hatipsin ve ilim sahibisin. Yani umulur ki sen en hayırlılardansın, diyordu. Allah Allah! Şu Hikmet anlayışına bir bakın lütfen. Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğreten ve öğretendir, hadisini hiç bir kitap okumadan öğrenmiş hissederek yaşıyor ve bize Hikmetle ve nezaketle öğretiyor. Bizi mahcup ediyor. İşte Anadolu irfanı bu olsa gerek. Bakınız yine bir örnek daha, bir kardeşimiz anlatmıştı. (Bu anlatacağım ibretlik hadise, bazı Youtube kanallarında olayı yaşayan tarafından kayıtlıdır) İnşaat yapan bir kişi, bir gün, inşaatta çalışanların ücretini vermek için hazırlıyor, çantasına koyup inşaatına doğru giderken çantasını yolda kaybediyor. İçinde bolca para olan çanta gidiyor. Tekrar tekrar gezdiği yerlerde çantasını arıyor fakat bulamıyor. Geri dönüp işçilere anlatıyor maruzatını bildiriyor ve sonra peyderpey onların ödemesini yapıyor. Aradan yıllar geçip gidiyor. Kaybolan çanta zamanla unutulup gidiyor. Çanta sahibi kişi, artık inşaatları bitirmiş ve bir belediyede tiyatroda müdürlük yaparken, çantanın kaybolmasından tam on iki yıl sonra bir telefon geliyor. Telefona alo diyor çantanın asıl sahibi. Şurada buluşalım diyor diğer ses. Merakla buluştuklarında bir adam kendisini yıkık dökük bir eve götürüyor. Orada ağlayan bir kadın ve kendisini evine davet eden adamla karşılaşıyor. Eve giriyorlar ev sahibi adam kadına çay demlemesini söylüyor ve kadın mutfağa gidiyor. Tabi eve çağrılan adam merakla izliyor. Neden eve geldiğini neden çağrıldığını merak ediyor ve soruyor. Ev sahibi anlatıyor. Mutfağa giden ağlayan kadın on iki yıl önce bir kuruyemişçi de bir çanta bulmuş ve çantayı unutan adama yetiştirmeye çalışmış fakat kocası onu döverek çantayı elinden almış. Parayı harcamış. Koca, bir müddet sonra ölünce kadın, o harcanan parayı on iki yıl içinde temizlikte çalışarak tamamlamış ve adamı çantadaki bilgilerden bulup emaneti teslim etmek için kardeşine telefonda arattırmış. Maksadı helalleşmek, kul hakkı ile ahirete gitmemek. Adam bu Hikâyeyi duyunca çok etkilenip üzülüyor. Ama ruhu diriliyor. Böylesine bir güzel Hikmet anlayışına gıpta ediyor. Gözyaşları ile kadın tekrar mutfağa gidince kadının kardeşi olan adama çantanın içindeki parayı çıkarıp ısrarla veriyor. Kadının bu parayı kabul etmeyeceğini düşünerek ben çantayı alıp gideyim helalleşeyim, sen sonra bu parayı bu kadına ve evine, evlatlarına harca diye müsaade istiyor. Sonra hüzünlenerek eve gelip olayı eşine anlatıyor. Ne güzel bir irfan anlayışı değil mi. Kul hakkına riayet edip kendisi mağdur iken dahi tam on iki yıl sonra, unutulmuş, artık kimsenin bilmediği bir parayı hak etmediğini düşünerek dişinden tırnağından artırarak Allah rızası için gerçek sahibine iade ediyor. İşte anlayıştaki Hikmet. Bakınız bir misal daha vereyim, Türkiye’nin en büyük futbol takımlarından birine Avrupa’dan gelen siyahi ünlü bir Müslüman futbolcu. Sözleşmesine ne yazmış biliyor musunuz? Ben bir Müslümanım. Hangi halde olursa olsun benim namazım ve orucum her şeyimdir. Bana bu konuda bir kısıtlama olursa çeker giderim sözleşmeyi fesih ederim. Milyonluk paralar kazanan bu Müslümana nedenini sorunca diyor ki: Namazım benim hayatımdaki her şeyim. Çünkü o benim Rabbimle günlük en büyük bağım. Oruç ise cenneti kuşanmak ve kıyamette Rabbime kavuşmam için en büyük fırsatlardan biri, dünyayı verseniz onlardan vaz geçmem ve onları pazarlık konusu yaptırmam. İşte tam bu insandaki anlayışa ben Hikmet diyorum. Anadolu irfanı diyorum. Bunun için bazen Hikmet, Anadolu insanının güzel bir davranışı, bazen de bir ayette geçen Hızır ve Musa kıssası, ya da Lokman’ın evladına nasihatlerindeki inceliktir diye düşünüyorum. Dolayısıyla, Hikmet: Bediüzzaman’ın dili ile “ Güzel gören güzel düşünür, Güzel düşünen ise hayatından lezzet alır.” sırrını anlamaktır. Güzel görüp güzel düşünebilmek ve bu güzellikleri yaşantısında var etmek anlayışı Hikmettir ve her Müslümana gereklidir. Müslümanlar, işte bu öz anlayış olan Hikmeti aramalı, bulmalı ve Hikmetten kaynaklanan bilgiyi hayatlarına aktarıp kulluk ve ibadet şekline, şükür haline dönüştürmelidir. Bu güzel aktarım, Müslümanın ailesine bu örnek davranışları Hikmetle şükür, ibadet ve İtaat, işte Hikmetin de bir gereği ve bir parçasıdır. “Hikmet öyle güzel bir nurdur ki, sahibini Marifetullaha sevk eder. Güzel amellerle meşgul olmaya yöneltir. İman edip Salih amellerle ve Salih ilimle meşgul olan kişiye aslında Hikmetin bir bölümü verilmiş demektir.” (7)
Rabbim, bizlere de Hikmeti ve Hikmetin yolunu nasip eylesin. Bizleri imandan, İslam’dan, ihsan ve Hikmet yolundan ayırmasın.
Not: Bu yazı Mehmet METE-Lokman Suresinden Hikmetli Nasihatler kitabından alıntıdır.
DİPNOTLAR:
1-Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri- Lokman Suresi-12 ayet Tefsiri (D.İ.B)
2-Havva, Said, El Esas Fi’t-Tefsir c.11 sh-261 (Şamil Yay. İst. 1992)
3-Sabuni-Saffetü’t-Tefasir c.5 sh-21 (Ensar Yay. İst. 1995)
4-Bursevi, Ruhu’l Beyan Tefsiri c.6 sh-356,357 (Damla yay. İst. 1996)
5-Hâkim, Müstedrek 1/564; Münavi Feyzü’l Kadir, 6/287
6-Mevdudi, Tefhimü’l Kur’an c.4 sh-327 (İnsan Yay. İst. 1992)
7-Bilmen, Ömer Nasuhi, Kur’an’ı Kerimin Türkçe Meali Alisi c.6 sh-2739 (Genel Dağıtım İst.1996)
Mehmet METE
Sanatçı/Yazar/Emekli İmam Hatip
